
Kaan ortaokulu bitirmişti artık liseye başlayacaktı, hayalindeki bilgisayara sahip olmak için kuaförde yazın çıraklık yapmıştı, ailesi Kaan’a bir bilgisayar almıştı fakat yıllar geçmişti, artık yeni nesil oyunları bilgisayarı kaldırmıyordu. Kuaför de yerleri süpürdü, saç tıraşı bitmiş olan insanların, ensesinde kalan tüyleri tıraş etti, saçlarını yıkadı ve havlu ile kuruladı. 4-5 kişiden biri Kaan’a cebinden çıkan beş, on Türk lirasını veriyordu. Kaan’ın mutluluğu bu süre zarfında paha biçilemezdi, çünkü aldığı her para onun hayallerine bir adım daha yaklaştırıyordu. Okul sezonu açılmaya yakın kuaförden ayrılmıştı, istediği parayı biraz biriktirebilmişti, babasına kazandığı paraları gösterdi, bilgisayar almak için parası tam yetmiyordu, ama eksik olan kısmı ailesi tamamlayacaktı ve çok mutluydu, artık Kaan’ın yapması gereken bilgisayar araştırması yapmak, ram’leri ekran kartlarını karşılaştırmaktı. İstediği bilgisayarı topladı, abisi bilgisayardan anladığı için parçaları kasaya yerleştirmesine yardım etti ve artık güçlü bir bilgisayarı olmuştu, hikayeli oyunlar, arkadaşları ile oyunlar oynayabilecekti, eski monitörünü, klavyesini kullanmaya devam etti. Sırada en sevdiği oyunları yüklemek vardı, hemen dünyaca ünlü League of Legends oyununu indirdi. Ailesi oyunlara çok bağımlı olmasını istemiyordu, fakat Kaan kendine bir düzen kurmuştu, oynayacağı saatleri, ders çalışma saatlerini belirlemişti. Lisenin ilk senesi başladı, arkadaşları ile tanıştı LOL (League of Legends) oyunundan bahsetti, arkadaşlarıda bu oyunu bildiği için hızlı kaynaştılar.

Birlikte okuldan eve geldikten sonra LOL oynadılar, lise takımlarını kurdular. Takımın ismi KOMBO’ydu. Kaan, Orkun, Mert, Burak, Oğuzhan isimlerinden geliyordu. Ders saatlerini aksatmıyor, bir yandan sınavlarına çalışıyordu. Lise 1 dönem yarısına geldiklerinde bir haber duydular, Okullar arası League Of Legends turnuvası olacaktı, yarışmayı ise Belediye düzenliyordu, katılan tüm herkese klavye & fare oyuncu seti dağıtılacaktı. birinci olan takıma ise hem kupa verilecek, hemde global LOL turnuvasına katılmaları için destek olacaktı. Çok heyecanlıydılar, hemen turnuvaya başvurmak için bir kağıda takımlarının adını ve isimlerini yazıp okul yönetimine verdiler. Başvuruları alınıp onaylanmıştı, geriye sadece turnuva gününü beklemek o gün gelene kadar iyi bir ekip olup turnuvayı kazanmalıydılar. Okuldan eve geldikten sonra önce derslerine çalıştılar daha sonra arkadaşları ile anlaştıkları gibi saat dört de bilgisayar başına geçiyorlardı. KOMBO takımı, disiplinli bir şekilde her gün antrenman yapıyordu. Saatlerce strateji deniyorlardı. Kimi zaman kaybettiklerinde moral bozuluyordu ama Kaan hep takımına moral veriyordu. Turnuvaya haftalar kalmıştı. Kaan ve arkadaşları her gün okuldan sonra antrenman yapıyorlardı. Önce ödevlerini bitiriyor, sonra planladıkları gibi bilgisayarlarının başına geçiyorlardı. Takımda herkesin bir rolü vardı. Kaan ormancı olmayı seçmişti çünkü haritanın kontrolünü sağlamak ve takımına sürpriz hamleler yapmak hoşuna gidiyordu.
Takımda herkesin bir rolü vardı;
Kaan ormancıydı. Ormancı, oyunda haritanın kenarlarında “orman” denilen bölgelerde yaratıkları keser, altın ve güç kazanır. Ama asıl görevi, rakip takımı hazırlıksız yakalayıp sürpriz baskınlar yapmaktır.
Orkun orta koridorda oynuyordu. Orta koridor oyuncusu, haritanın tam ortasında rakibiyle yüzleşir, oyunun gidişatını belirler.
Mert üst koridorun savaşçısıydı, genellikle güçlü ve dayanıklı şampiyonlarla oynar, rakibini geride bırakmaya çalışırdı.
Burak nişancıydı; takımın en çok hasar veren oyuncusu. Onun görevi rakipleri hızlıca düşürmekti.
Oğuzhan destekti; Burak’ı korur, takımına görüş sağlar, savaşlarda iyileştirme ve kalkan verir.
Orkun orta koridordan “Rakibim ileri çıktı, Kaan gelebilir misin?” dediğinde Kaan hemen oraya gidiyor, rakibi 2’ye 1 yakalayıp düşürüyorlardı. Bu taktiğe “gank” deniliyordu.
Burak ve Oğuzhan alt koridorda beraber oynuyorlardı. Burak nişancı olarak rakip kuleyi yıkmaya çalışırken, Oğuzhan sürekli onu koruyordu. Bir maçta Burak’ın canı az kaldığında Oğuzhan tam zamanında kalkan açmış, Burak kurtulup rakibini alt etmişti. Bu da oyunda takım uyumunun ne kadar önemli olduğunu gösteriyordu.
Mert üst koridorda tek başına savaş veriyordu. Ama onun da görevi büyüktü; çünkü rakibini üstüne çekip diğer koridorların rahatlamasını sağlıyordu.
Böyle böyle günler geçti. KOMBO artık tam bir ekip olmuştu.

Turnuva günü gelmişti, spor salonu dolmuştu, sahnede bilgisayarlar hazırdı. KOMBO kırmızı formalarıyla sahneye çıktığında tribünden alkışlar yükseldi. Aileleri en ön sırada onları gururla izliyordu.
İlk maçlarında heyecandan biraz hata yaptılar. Rakip öne geçti. Ama Kaan sakin kaldı, Arkadaşlar, biz bu oyunu defalarca çalıştık. Hadi birlikte toparlayalım, dedi. Sonra bir anda gizlice rakiplerin arkasına dolaştı ve beklenmedik bir baskın yaptı. Takımı bu fırsatı değerlendirdi ve oyunu çevirdi. Seyirciler ayağa kalkıp alkışladı.
Birer birer maçları kazandılar. Artık finaldeydiler. Rakip takım çok güçlüydü ama KOMBO daha çok inanmıştı. Maç çok çekişmeli geçti. Dakikalar ilerledikçe heyecan doruğa çıktı. Baron adı verilen en güçlü yaratık haritada belirmişti. Baron’u alan takım büyük bir güç kazanıyordu. Kaan takıma, “Şimdi Baron’u deneyelim. Orkun, sen rakibi oyalayacaksın. Oğuzhan ve Burak, siz benimle gelin. Mert, sen üstten baskı yap,” dedi. Plan kusursuz işledi. KOMBO Baron’u aldı. Güçlenen takım son hücumla rakibin üssüne girdi ve oyunu bitirdi. KOMBO takımı sadece bir turnuvayı değil, aynı zamanda dostluğu, emeğin karşılığını ve birlikte başarmanın mutluluğunu kazanmıştı.

Ve Kaan içinden şöyle dedi: “Hayallerime ulaşmak için önce kuaförde süpürgeyi tuttum, sonra klavyeyi… Şimdi ise kupayı tutuyorum.” Salon alkışlarla yankılandı. Belediye başkanı kupayı KOMBO’nun ellerine verdi. Aileleri koşarak yanlarına geldi. Kaan’ın annesi sarılıp, Oğlum, ne kadar gurur duydum seninle! dedi. Babası ise, Sen sadece oyun kazanmadın, disiplininle, çalışkanlığınla da kazandın, diyerek tokalaşıp yanaklarından öptü.