
Masalı sesli dinleyin:
Evvel zaman içinde, yemyeşil dağların eteklerinde kurulmuş şirin bir kasabada, adı gibi içi de pırıl pırıl olan iyi kalpli bir kız yaşarmış. Herkes ona yardımseverliğinden ötürü sevgiyle yaklaşırken, evdeki iki üvey kardeşinin bencilliği yüzünden o, gün boyu evin tüm işleriyle koşturmak zorunda kalırmış. Üvey kardeşler zamanlarını sadece süslenip eğlenerek geçirirken, o; evdeki minik kediye bakar, bahçedeki solmaya yüz tutmuş çiçekleri sular ve kasabadaki yaşlı komşuların yükünü taşırmış.
Kasabada her yıl geleneksel olarak düzenlenen büyük bir “Dostluk ve Paylaşım Şenliği” yaklaşmaktaymış. Bu şenliğe katılan herkes, doğaya ve insanlığa yaptığı en güzel iyiliği sergiler, kasabanın en cömert ve şefkatli kalbi seçilirmiş. Üvey kardeşler şenliğe gitmek için pahalı kumaşlardan dikilmiş parlak elbiseler hazırlatmışlar, ancak kasabaya hiçbir iyilik yapmadıkları için içleri boşmuş. İyi kalpli kızımız ise eski, yamanmış kıyafetiyle bile olsa oradaki insanlara yardım etmeyi, sokak hayvanlarını sevindirmeyi çok istermiş.
Şenlik gecesinden önceki akşam, mutfakta yorgunluktan iç çekerek dinlenirken, evin penceresinden süzülen bilge bir doğa perisi belirmiş. Peri, onun gizli fedakârlıklarını, sabrını ve saf sevgisini yakından tanırmış. Elindeki ışıltılı değneği hafifçe sallayarak, “Sevgili çocuğum,” demiş şefkatle, “Gerçek güzellik ve parlaklık dış görünüşte değil, başkalarının hayatına kattığın sevgidedir. Senin bu özverili kalbin, en görkemli süslerden çok daha değerlidir.” Peri, ona doğanın renklerinden oluşan zarif bir önlük ve parıl parıl parlayan rahat ayakkabılar armağan etmiş.

Şenlik alanına varan iyi kalpli kız, gösterişli kıyafetlerle gezenlerin aksine, hemen işe koyulmuş. Üşüyen çocuklara battaniye dağıtmış, kaybolan sevimli bir köpeği yuvasına ulaştırmış ve oradaki herkesin yüzünü güldürmüş. Şenliğin sonunda kasabanın bilge büyüğü, en büyük iyiliği ve sevgiyi paylaşanın o olduğunu ilan etmiş. Gece yarısı evine dönerken telaşla koşan kızın ayağındaki parıltılı ayakkabılardan biri taş yola düşmüş.
Ertesi gün bilge lider, o eşsiz ayakkabının sahibini bulmak için tüm kasabayı dolaşmış. Ayakkabı, yalnızca karşılıksız iyilik yapan saf bir kalbin ayağına tam uyuyormuş. Sonunda gerçeği öğrenen herkes onun ne kadar özel ve değerli bir insan olduğunu anlamış. Üvey kardeşler de başkalarına yardım etmenin ne kadar huzur verici olduğunu fark ederek bencilliklerinden vazgeçmişler.
O günden sonra kasabada sevgi, yardımlaşma ve adalet her şeyin önüne geçmiştir. İçindeki iyiliği ve saflığı hiçbir zaman kaybetmeyen bu güzel kızın hikâyesi, dilden dile dolaşarak unutulmaz bir Kalplerin Işığındaki Külkedisi Masalı olarak nesilden nesile aktarılmıştır.