
Masalı sesli dinleyin:
Bir varmış, bir yokmuş. Göz alabildiğine uzanan yeşil vadilerin ardında, geceleri gökyüzündeki yıldızlar kadar parlak ışıklar saçan “Işık Çiçekleri” ile ünlü Loria adında bir krallık varmış. Bu krallıkta, altın sarısı saçları ve meraklı zümrüt yeşili gözleriyle Prenses Ela yaşarmış. Ela, sabahtan akşama kadar süslü elbiselerle sarayda oturan prenseslere hiç benzemezmiş. O; kütüphanedeki kalın bilim kitaplarını okuyan, bahçıvan tulumunu giyip toprakla uğraşmayı seven ve cebinde her zaman küçük bir büyüteç taşıyan çok akıllı ve cesur bir kızmış.
Günlerden bir gün, Loria Krallığı’nın o meşhur Işık Çiçekleri aniden solmaya, o güzelim parlaklıklarını yitirmeye başlamış. Bütün halk bu duruma çok üzülmüş. Kral ve Kraliçe ne yapacaklarını bilememiş. Ancak Prenses Ela sadece üzülüp oturmak yerine hemen araştırmaya koyulmuş. Çizmelerini ayağına geçirip, çiçekleri besleyen tek su kaynağı olan Gümüş Nehir’in geldiği dağlara doğru yola çıkmış.
Ormanın derinliklerine, dağın zirvesine doğru ilerlediğinde sorunun ne olduğunu bulmuş. Geçen haftaki şiddetli fırtınada, dağın yamacından kopan devasa bir kaya parçası yuvarlanmış ve Gümüş Nehir’in önünü tamamen kapatmış. Sular akamadığı için krallığın tüm çiçekleri susuz kalmış.

Kralın en güçlü muhafızları kayayı itmeye çalışmışlar ama kaya o kadar ağırmış ki yerinden milim bile oynamamış. Herkes umutsuzluğa kapılıp geri dönmeyi düşünürken, Prenses Ela öne çıkmış. “Kaba kuvvetle başaramıyorsak, aklımızı kullanmalıyız!” demiş. Hemen cebinden bir kağıt ve kalem çıkarıp kütüphanede okuduğu “Kaldıraçlar ve Makaralar” kitabındaki çizimleri hatırlamış.
Ela, muhafızlara ormandaki en kalın sarmaşıkları ve sağlam ağaç kütüklerini getirmelerini söylemiş. Kütüklerden dev bir kaldıraç ve sarmaşıklardan çok güçlü bir çekme sistemi kurmuş. Sonra ormandaki dostlarına, kocaman boz ayılara, güçlü atlara ve yardıma gelen krallık halkına seslenmiş. “Bunu ancak hep birlikte, omuz omuza verirsek başarabiliriz!”
Sarmaşıktan yapılan kalın halatın bir ucunu dev kayaya, diğer ucunu ise sisteme bağlamışlar. Muhafızlar, köylüler, ayılar ve en önde Prenses Ela halatı hep birlikte sıkıca tutmuşlar. Ela neşeyle bağırmış: “Bir, iki, üüüç! Çekiiin!”
Ela’nın kurduğu bu akıllıca sistem sayesinde, o yerinden oynamaz denilen dev kaya büyük bir gürültüyle yana doğru yuvarlanmış. Şırıl şırıl akan Gümüş Nehir yeniden özgürlüğüne kavuşmuş ve vadilere doğru coşkuyla akmaya başlamış.
Sular o akşamüstü bahçelere ulaştığında, Loria Krallığı hayatındaki en parlak, en muhteşem ışık şölenine sahne olmuş. Bütün krallık, Prenses Ela’nın zekası ve herkesi bir araya getiren harika planı sayesinde kurtulmuş. Kral ve Kraliçe kızlarıyla ne kadar gurur duysalar azmış.
O günden sonra Loria halkı bir kez daha anlamış ki; bir prensesi gerçek bir prenses yapan şey kafasına taktığı altın taç değil; aklını kullanması, cesareti ve kalbindeki iyilikmiş.

Gökten üç elma düşmüş; biri aklını ve bilimini kullananların başına, biri zorluklar karşısında pes etmeyenlerin başına, diğeri de bu masalı dinleyen güzel kalpli çocukların başına.
