
Masalı sesli dinleyin:
Bir varmış, bir yokmuş. Gökyüzünün en yüksek tepelerinde, diğer bulutlardan biraz farklı olan minik bir bulut yaşarmış. Adı Pamuk’muş. Pamuk, adı gibi bembeyaz, yumuşacık ve ışıl ışıl parlayan bir bulutmuş. Onun diğer bulut kardeşleri gri, ağır ve heybetliymiş; gürlediklerinde yeri göğü inletir, şimşekler çakıp bardaktan boşalırcasına yağmur yağdırırlarmış.
Pamuk ise hep bir eksiklik hisseder, kendi kendine şöyle dermiş: “Keşke ben de onlar gibi gri ve ağır olabilseydim. O zaman yağmur yağdırabilir, çiçekleri doyurabilir ve ormandaki tüm canlıların kahramanı olabilirdim.”
Günlerden bir gün, gökyüzünün altında uzanan büyük bahçede işler ters gitmiş. Yaz güneşi o kadar yakıcıymış ki, bahçedeki çiçekler susuzluktan boyunlarını bükmüş, yaprakları kurumaya başlamış. Büyük bulutlar, başka uzak diyarlara yardıma gittikleri için o civarda hiç yoklarmış. Bahçenin en yaşlı papatyası, gökyüzüne bakıp iç çekerek, “Ah, keşke biri gelse de şu toprağı biraz serinletse, yoksa susuzluktan gideceğiz,” demiş.
Pamuk, bu durumu yukarıdan izliyor ve çok üzülüyormuş. Hemen kardeşlerinin yaptığı gibi grileşmeye, ağırlaşmaya çalışmış. Karnını şişirmiş, rengini karartmak için uğraşmış ama ne kadar çabalarsa çabalasın, o yine bembeyaz ve hafif kalmış. “Ben yine başaramadım,” diye hüzünle gözyaşı dökmeye başlamış. Ancak o üzüntüyle ağladığında, dökülen damlalar bildiğimiz o sert, şiddetli yağmurlara hiç benzemiyormuş. Pamuk’un damlaları, sanki birer sihirli sis bulutu gibi yumuşacık, incecik ve serinleticiymiş.

Damlaları yavaşça bahçeye süzülürken, kurumuş toprak onları büyük bir iştahla çekmiş. Sert bir yağmur, narin çiçeklerin yapraklarını kırabilirdi, ama Pamuk’un nazik damlaları çiçeklere birer serinlik öpücüğü gibi dokunmuş. Bahçedeki canlılar o an fark etmişler ki; bu, bahçenin gördüğü en huzurlu yağmurmuş.
Yaşlı papatya başını kaldırıp gökyüzüne bakmış ve “Teşekkür ederiz minik bulut! Senin o nazik yağmuruna ihtiyacımız varmış,” diye seslenmiş.
Pamuk o an anlamış ki; herkesin gücü farklıymış. Bazıları büyük fırtınalar estirerek büyük değişiklikler yaparmış, bazıları ise sessizce ve nazikçe dokunarak iyileştirirmiş. Pamuk, artık grileşmeye çalışmadığı için, olduğu gibi kalabildiği için kendini çok mutlu hissetmiş. O günden sonra, gökyüzündeki en sevilen bulut olmuş; ne zaman bahçeler narin bir dokunuşa ihtiyaç duysa, Pamuk hemen yardıma koşmuş.

Anlamış ki; dünyayı güzelleştiren şey sadece devasa güçler değil, bazen en yumuşak ve en içten gelen yardımlarmış. Herkesin kendine has bir rengi, kendine has bir görevi varmış ve önemli olan, kim olduğunla barışık yaşamayı bilmekmiş.
Gökten üç elma düşmüş; biri kendini olduğu gibi kabul edip en iyisini yapanların başına, biri başkalarına yardım ederken kendi özünü unutmayanların başına, diğeri de farklılıkların aslında birer zenginlik olduğunu bilen bu masalı dinleyen güzel çocukların başına!