Lila ve Zamanın Renkli Tohumu Masalı

Updated on:

Bir varmış, bir yokmuş. Zamanın su gibi akıp gittiği, herkesin sürekli bir yerlere koşuşturduğu Tezayak Kasabası’nda yaşayan, içi içine sığmayan kıpır kıpır bir kız varmış. Bu kızın adı Lila’ymış. Lila çok zeki ve meraklıymış ama kocaman bir huyu varmış: Çok ama çok sabırsızmış!

Bir tohum ektiğinde ertesi gün ağaç olmasını bekler, resim yaparken boyaların hemen kurumasını ister, annesi kek yaparken fırının kapağını on defa açıp bakarmış.

Tezayak Kasabası’nın tam ortasında, yaprakları yedi renk parlayan devasa bir Gökkuşağı Çınarı varmış. Bu ağaç kasabanın neşesiymiş. Fakat kasabalılar o kadar aceleciymiş ki, kimse ağacın dibinde oturup dinlenmez, dallarındaki kuşların şarkılarını dinlemez, köklerine su dökmez olmuş.

Bir sabah uyanmışlar ki ne görsünler? Gökkuşağı Çınarı’nın o güzelim renkleri solmaya, yaprakları griye dönmeye başlamış. Kasabalılar çok üzülmüş ama ağacı nasıl iyileştireceklerini bilememişler.

Lila hemen işe koyulmuş. İcat çantasını kapıp boya fırlatan hızlı bir makine yapmış. Ağacı saniyeler içinde baştan aşağı renklere boyamış! Lila çok mutluymuş ama akşam yağan ilk yağmurda bütün boyalar akıp gitmiş. Ağaç daha da hüzünlü ve gri görünüyormuş.

Lila çaresizce ağacın dibinde otururken, kasabanın en yaşlı ve en yavaş sakini Bilge Kaplumbağa Tostos usulca yanına gelmiş.

— “Aceleyle yapılan iş, yağmurda akan boyaya benzer Lila,” demiş gümrah ve yavaş bir sesle. “Ağacı dışarıdan boyayarak kurtaramazsın. Onu içeriden iyileştirmen gerek. Bunun için sana verdiğim bu tohumu büyütmelisin.”

Tostos, Lila’nın avucuna gri, küçücük ve gösterişsiz bir tohum bırakmış. Lila sabırsızca sormuş: — “Bu hemen büyür mü? Yarına kocaman olur mu? Ne kadar sürer?”

Tostos gülümsemiş: — “Büyümesi için üç şeye ihtiyacı var: Biraz su, biraz güneş ve bolca sabır. Eğer onu acele ettirmeden, severek beklersen, ağacı iyileştirecek sihirli enerjiyi sana verecektir.”

Lila tohumu saksıya ekmiş ve sulamış. Ertesi sabah heyecanla uyanıp saksıya koşmuş ama hiçbir şey yokmuş! İkinci gün bakmış, yine yok. Üçüncü gün, normalde olsa saksıyı bir kenara bırakacak olan Lila, bu kez ağacı kurtarmak için pes etmemiş. Her gün tohumu sulamış, saksıyı güneş alan bir yere koymuş ve ona güzel şarkılar mırıldanmış.

Tam bir hafta sonra, toprağın içinden minicik, parlak yeşil bir filiz başını uzatmış. Lila o an kalbinde büyük bir heyecan hissetmiş. Kendi emeğiyle, yavaş yavaş ve bekleyerek bir şeyin büyümesini izlemek ne kadar da muazzam bir duyguymuş!

Filiz büyüdükçe etrafına ışıltılı, sihirli bir toz yaymaya başlamış. Lila saksıyı kucaklayıp Gökkuşağı Çınarı’nın yanına götürmüş. Dev çınar ağacı, o küçücük filizden yayılan sakin, sevgi dolu ve “sabırlı” enerjiyi hissedince derin bir nefes almış.

Köklerinden dallarına doğru bir sıcaklık yayılmış. Gri yapraklarına yavaş yavaş kırmızı, sarı, mavi, yeşil renkler geri dönmüş. Gökkuşağı Çınarı eskisinden bile daha parlak, daha canlı olmuş!

O gün Lila ve tüm kasaba çok önemli bir şey öğrenmiş: En güzel şeyler, sevgiyle ve zamanla büyür. O günden sonra Tezayak Kasabası’nda kimse eskisi kadar acele etmemiş. İnsanlar birbirlerini dinlemek, doğayı izlemek ve anın tadını çıkarmak için zaman ayırmaya başlamışlar.

Gökten üç elma düşmüş;

Biri sabretmenin ne kadar tatlı bir ödülü olduğunu öğrenen Lila’nın başına, biri sevgi ve ilgiyle yeniden renklenen Gökkuşağı Çınarı’nın kalbine, diğeri de her güzel şeyin biraz zamana ihtiyacı olduğunu bilen, bu masalı okuyan akıllı ve güzel çocukların başına!

Light