
Masalı sesli dinleyin:
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, her mevsimin ayrı bir güzellikle yaşandığı, etrafı yemyeşil ormanlarla çevrili bir kasabada Doğa adında çok güzel bir kız çocuğu yaşarmış. Doğa’nın deniz mavisi gözleri ve güneş ışığı gibi parlayan sarı saçları varmış. Adı gibi doğayı, çiçekleri, ağaçları ve tüm hayvanları çok severmiş. Doğa’nın bir de can yoldaşı, pamuk gibi bembeyaz tüyleri olan Maya adında tatlı mı tatlı bir kedisi varmış. Maya çok meraklı bir kediymiş; bütün gün kelebeklerin peşinden koşar, rüzgarda uçuşan yaprakları havada yakalamaya çalışırmış.
Güneşli bir bahar sabahı, Doğa ve Maya evlerinin arka bahçesinde oyun oynuyorlarmış. Maya, büyük çınar ağacının köklerinin arasında patisiyle toprağı eşelerken aniden heyecanla miyavlayarak Doğa’yı çağırmış. Doğa hemen koşup kedisinin yanına gelmiş. Bir de ne görsün? Toprağın içinde, yıldız gibi hafifçe parlayan, mavi renkli minicik bir tohum duruyormuş.
Doğa bu gizemli tohumu çok sevmiş. Hemen odasından en sevdiği kırmızı saksıyı getirmiş, içine yumuşacık toprak doldurmuş ve tohumu özenle ekmiş. Ona can suyunu vermiş ve saksıyı odasının en güzel güneş alan penceresine koymuş.
Günler geçmiş, Doğa her sabah uyanır uyanmaz tohumunu sulamış, güneşin onu ısıtmasını beklemiş. Ama bir hafta geçmesine rağmen saksıdan tek bir yeşil filiz bile çıkmamış. Doğa bu duruma biraz üzülmüş. “Neden büyümüyor Maya? Suyu mu eksik, güneşi mi?” diye fısıldamış kedisine. Maya ise saksının etrafında mırıldanarak dolanıp sanki ona bir şeyler anlatmaya çalışıyormuş.
O gece Doğa rüyasında bahçedeki yaşlı çınar ağacını görmüş. Çınar ağacı ona şefkatle gülümseyerek şöyle demiş: Güzel kızım, dünyadaki bazı özel şeyler sadece su ve güneşle büyümezler. Onların hayata tutunabilmek için en çok ihtiyaç duyduğu şey; sabır, sevgi dolu sözcükler ve yürekten söylenen güzel bir şarkıdır.”

Sabah uyanan Doğa heyecanla saksının başına koşmuş. Artık ne yapması gerektiğini çok iyi biliyormuş. Tohumunu sadece sulamakla kalmamış; her sabah ona tatlı tatlı “Günaydın” demiş, okulda öğrendiği en neşeli şarkıları ona söylemiş ve ona ne kadar değer verdiğini anlatmış. Maya da her gün saksının yanına kıvrılıp sevgiyle mırıl mırıl mırıldanmış.
Sabırla ve sevgiyle geçen birkaç günün ardından, bir sabah masalsı bir mucize gerçekleşmiş! Toprağın içinden, yaprakları gümüş gibi parlayan minicik bir filiz uyanmış. Filiz gün geçtikçe büyümüş ve pencerinin kenarında, dalları yıldızlar gibi parlayan harika bir ağaca dönüşmüş. Rüzgar estikçe ağacın yapraklarından çok tatlı, ninniler gibi huzur verici bir melodi yayılıyormuş. Bu yüzden Doğa ona “Fısıltı Ağacı” adını koymuş.
Doğa o gün çok önemli bir şey öğrenmiş; dünyadaki en güzel şeyler aceleyle değil, sevgiyle, güzel sözlerle ve sabırla büyürmüş. O günden sonra Doğa, Maya ve Fısıltı Ağacı odalarında hep en güzel masalları dinleyerek tatlı uykulara dalmışlar.
Gökten üç elma düşmüş; biri doğayı ve hayvanları kalpten sevenlerin başına, biri sevgisini sabırla paylaşanların başına, diğeri de bu tatlı masalı dinleyen güzel çocukların başına.