
Masalı sesli dinleyin:
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, rengarenk çiçeklerle ve meyve ağaçlarıyla dolu kocaman bir bahçesi olan şirin bir evde Asya adında dünya tatlısı bir kız çocuğu yaşarmış. Asya’nın güneşte parlayan yumuşacık saçları ve sevgiyle parıldayan kocaman ela gözleri varmış. O kadar güzel, o kadar iyi kalpli bir çocukmuş ki, ona bakan herkesin içi ısınırmış.
Bir ilkbahar sabahı, Asya bahçede çiçekleri sularken çalıların arasından incecik, titrek bir ses duymuş: “Miyav… miyav…” Ela gözlerini merakla kocaman açarak sesin geldiği yere doğru usulca yaklaşmış. Çalıları araladığında bir de ne görsün? Eski, hasır bir sepetin içinde birbirine sokulmuş üç tane minik kedi yavrusu duruyormuş. Kedicikler çok üşümüş ve acıkmış gibi görünüyorlarmış.
Asya hemen mutfağa koşup onlara ılık bir süt ve yumuşacık bir battaniye getirmiş. Minik kediler sütlerini kana kana içtikten sonra canlanmış ve neşeyle Asya’nın etrafında zıplamaya başlamışlar. İçlerinden biri bembeyaz tüylü, yusyuvarlak ve tıpkı bir yün yumağı gibiymiş. Asya onu kucağına alıp burnuna küçük bir öpücük kondurmuş ve “Senin adın Yumak olsun,” demiş. Yumak, bu ismi çok sevmiş olacak ki Asya’nın kucağında mutlu mutlu “Mırrr, mırrr” diye sesler çıkarmaya başlamış.

Günler geçmiş, minik kediler büyümüş ve Asya’nın en iyi arkadaşları olmuşlar. Bütün gün bahçede kelebekleri kovalıyor, çimenlerin üzerinde neşeyle yuvarlanıyorlarmış. Yumak, kardeşleri arasında en meraklı ve en yaramaz olanıymış.
Bir gün, altın sarısı kocaman bir kelebeğin peşinden koşarken bahçedeki yaşlı erik ağacına tırmanıvermiş. Daldan dala atlarken oldukça yükseğe çıkmış. Fakat kelebek uçup gidince Yumak aşağıya bakmış ve ne kadar yüksekte olduğunu fark edip çok korkmuş. Bulunduğu dala sıkıca tutunup ağlamaya başlamış: “Miyav! Miyav!”
Asya, ela gözlerini ağaca diktiğinde Yumak’ın titrediğini görmüş. Hiç panik yapmamış. Hemen koşup ağacın altına Yumak’ın en sevdiği puf minderi yerleştirmiş. Ardından kollarını yukarı doğru açarak, ona cesaret veren o tatlı ve sakin sesiyle seslenmiş: “Korkma Yumak, ben buradayım! Hadi, yavaşça inebilirsin. Sana güveniyorum.”

Asya’nın sevgi dolu sesini duyan Yumak sakinleşmiş. Minik patilerini dikkatlice dallara basarak yavaş yavaş aşağı inmiş. Son adıma geldiğinde ise hop diye doğrudan Asya’nın güvenli kollarına atlamış. Asya onu sımsıkı sarıp okşamış. O gün Asya, minik dostlarımızı sevmenin sadece onlarla oynamak değil, aynı zamanda zor zamanlarında onlara cesaret vermek ve korumak olduğunu çok iyi anlamış.
Akşam olup da gökyüzünde yıldızlar parlamaya başladığında, Asya yatağına uzanmış. Yumak ve diğer minik kediler de onun ayak ucuna kıvrılıp, günün yorgunluğuyla mışıl mışıl uykuya dalmışlar.
Gökten üç elma düşmüş; biri ela gözlü güzel Asya’nın başına, biri yaramaz Yumak ve kardeşlerinin başına, diğeri de hayvanları çok seven ve bu masalı dinleyen tüm iyi kalpli çocukların başına.