
Masalı sesli dinleyin:
Evvel zaman içinde, yanakları elma gibi kırmızı, teni pamuk gibi bembeyaz, saçları ise gece gibi simsiyah olan çok tatlı bir kız yaşarmış. Adı Pamuk Prenses’miş.
Çoğu masalda prenseslerin kocaman şatolarda oturup bütün gün süslendiği anlatılır. Ama bizim Pamuk Prenses’imiz biraz farklıymış! O, sarı ve mavi renkli güzel elbisesini giyer ama şatoda oturmak yerine hemen ormana koşarmış. En sevdiği şey toprağa dokunmak, çiçekleri koklamak ve ağaçların arasındaki gizemli patikaları keşfetmekmiş. Bu yüzden dizlerinde hep birazcık çamur, saçlarında ise mutlaka küçük bir papatya olurmuş.
Bir gün Pamuk Prenses ormanın derinliklerinde dolaşırken, sarmaşıklarla kaplanmış, minicik ve çok şirin ahşap bir kulübe bulmuş. Kulübe uzun zamandır boşmuş ve birazcık dağınıkmış. Pamuk Prenses, “Burası ormandaki minik hayvanlar için harika bir yuva olabilir!” diye düşünmüş. Kollarını sıvamış, şarkılar söyleyerek camları silmiş, yerleri süpürmüş ve bahçeye rengarenk çiçek tohumları ekmiş.
Onun o güzel sesini ve neşesini duyan orman hayvanları yavaş yavaş kulübeye gelmeye başlamış. Tam yedi tane minik dostu olmuş: Zıpzıp bir tavşan, pofuduk kuyruklu bir sincap, meraklı bir kirpi, yavaş ama bilge bir kaplumbağa, mavi bir kuş, benekli bir yavru geyik ve maskeli tatlı bir rakun.
Pamuk Prenses ve yedi dostu her günü birlikte geçiriyormuş. Birlikte meyve topluyor, oyunlar oynuyor ve yorulduklarında o tertemiz kulübede mışıl mışıl uyuyorlarmış.

Günlerden bir gün, ormandan geçen yaşlı ve sevimli bir teyze kulübenin önünde durmuş. Pamuk Prenses ona hemen bir bardak taze kaynak suyu ve orman meyveleri ikram etmiş. Yaşlı teyze bu iyiliğe çok sevinmiş ve sepetinden pırıl pırıl parlayan, kocaman, kırmızı bir elma çıkarıp Pamuk Prenses’e hediye etmiş.
Pamuk Prenses elmayı almış ve “Ne kadar da güzel bir elma! Ama ben bunu tek başıma yersem hiç tadı çıkmaz ki,” demiş. Hemen mutfağa gidip kırmızı elmayı tam sekiz eşit parçaya bölmüş. Bir parçasını kendine almış, diğer yedi parçayı da orman dostlarına dağıtmış.
İşte tam o anda harika bir sihir gerçekleşmiş! Bu elma, aslında “Paylaşım Elması”ymış. Elmayı dostlarıyla paylaştığı an, kulübenin etrafındaki topraktan aniden gümüş ve altın rengi ışıklar saçan, daha önce hiç görülmemiş güzellikte sihirli çiçekler açmaya başlamış. Ormanın her yeri mis gibi bir kokuyla dolmuş.
Pamuk Prenses o gün çok önemli bir şey öğrenmiş: Dünyadaki en güzel sihir, elimizdekileri sevdiklerimizle paylaşmakmış. Yedi minik dostuyla birlikte, o sihirli bahçenin içinde sonsuza kadar mutlu, neşeli ve sevgi dolu bir hayat sürmüşler.
Gökten üç elma düşmüş; biri elindekini arkadaşlarıyla paylaşanların başına, biri doğayı ve hayvanları koruyanların başına, diğeri de bu masalı dinleyip tatlı rüyalara dalan güzel çocukların başına.