Altın Balık ve Mercan Kız Masalı

Zeynep Teksoz

Updated on:

Masalı sesli dinleyin:

Bir varmış, bir yokmuş. Çok eski zamanlarda, gökyüzünün denize karıştığı turkuaz suların derinliklerinde, dillere destan bir su altı sarayı varmış. Bu sarayda Türk boylarının efsanelerinde adı geçen, saçları deniz dalgaları gibi dalgalanan, tokaları ve elbiseleri kıpkırmızı mercanlardan yapılmış, güzeller güzeli Mercan Kız yaşarmış. Mercan Kız, denizlerin koruyucusu, su altı canlılarının en yakın dostu ve suların gizli hakimiymiş.

Günlerden bir gün, Ege kıyılarında yaşayan cesur ve iyi kalpli bir çocuk olan Batu, küçük kayığıyla denize açılmış. Batu, denizi o kadar çok severmiş ki, balıklarla konuşur, yunusların dilinden anlarmış. Ancak o gün deniz çok durgun ve hüzünlüymüş. Suların o pırıl pırıl maviliği gitmiş, yerine yorgun, gri bir renk gelmiş.

Batu, denizin neden bu kadar üzgün olduğunu anlamak için suya eğildiğinde, kayığının yanına altın sarısı, minik bir balık yaklaşmış. Balık, nefes nefese konuşmaya başlamış: — “Batu, lütfen bize yardım et! Derin Denizler Mağarası’ndaki Işık İncisi‘ni gölge yengeçleri çaldı. İnci olmadan denizlerimiz rengini kaybediyor, yosunlar soluyor. Mercan Kız onu aramak için mağaraya gitti ama yengeçlerin karanlık büyüsü yüzünden tek başına başaramaz.”

Batu hiç düşünmeden, “Nasıl yardım edebilirim?” diye sormuş. Altın balık, Batu’nun boynuna sihirli bir deniz kabuğu kolyesi takmış. Bu kolye sayesinde Batu, suyun altında tıpkı bir balık gibi rahatça nefes alabilecekmiş.

Batu suya dalar dalmaz, kendini bambaşka bir dünyada bulmuş. Altın balığın peşinden derinliklere doğru yüzerken, devasa mağaranın girişinde Mercan Kız’ı görmüş. Mercan Kız’ın o muhteşem kırmızı mercanları bile ışıltısını kaybetmek, solmak üzereymiş.

— “Merhaba cesur çocuk,” demiş Mercan Kız, gümüş gibi çınlayan incecik sesiyle. “Gölge yengeçleri sadece karanlıktan beslenirler, onlar saf iyilikten ve cesaretten çekinirler. Benim deniz sihrim onların karanlık kabuklarına etki etmiyor, ama senin insan kalbindeki korkusuzluk onları uzaklaştırabilir.”

Batu ve Mercan Kız birlikte karanlık mağaraya girmişler. İçerisi zifiri karanlıkmış ve devasa gölge yengeçleri parıl parıl parlayan Işık İncisi’nin etrafını sarmışlar. Batu, hiç korkmadan yengeçlerin üzerine doğru yüzmüş. İçindeki sevgi ve cesaret, boynundaki deniz kabuğu kolyenin uyanmasını sağlamış. Kolye o kadar parlak bir ışık saçmış ki, gölge yengeçleri bu saf ışıktan kamaşan gözlerini kapatıp mağaranın derinliklerine doğru kaçışmışlar.

Mercan Kız nazikçe Işık İncisi’ni almış ve denizin tam kalbine, dev bir istiridyenin içine yerleştirmiş. O anda gri sular yeniden turkuaz rengine dönmüş, solan mercanlar çiçek açmış, deniz yıldızları neşeyle parlamış.

Mercan Kız, Batu’ya dönerek tatlı bir tebessümle: — “Senin saf kalbin olmasaydı, denizlerimiz sonsuza dek karanlıkta kalacaktı. Artık dalgaların sesi her kulağına geldiğinde bil ki, bu denizlerin sana söylediği bir teşekkür şarkısıdır,” demiş.

Batu, kayığına geri döndüğünde denizin her zamankinden daha güzel, daha canlı olduğunu görmüş. O günden sonra ne zaman denize baksa, suyun altında ona gülümseyen kırmızı mercanları ve o güzel su perisini hatırlar, denizi korumak için elinden geleni yaparmış.

Gökten üç mercan tanesi düşmüş; biri cesur kalpli çocukların başına, biri doğayı ve denizleri koruyanların başına, diğeri de bu masalı dinleyen tüm iyi kalpli çocukların başına!

Light