
Masalı sesli dinleyin:
Bir varmış, bir yokmuş. Sazlıkların arasında, masmavi bir göletin kenarında yaşayan tatlı bir ördek ailesi varmış. Anne ördek günlerce yumurtalarının üzerinde sabırla beklemiş. Sonunda yumurtalar sırayla “çıt, çıt” diye çatlamaya başlamış. İçlerinden sapsarı, minicik ördek yavruları çıkmış. Fakat en büyük yumurta bir türlü çatlamıyormuş.
Nihayet büyük yumurta da kırılmış. İçinden diğerlerine hiç benzemeyen, boz tüylü, kocaman ayaklı bir yavru çıkmış. Diğer sapsarı yavrular ona bakıp, “Sen bize hiç benzemiyorsun, çok farklısın!” demişler. Hatta ona aralarında o meşhur “Çirkin Ördek Yavrusu Masalı”ndaki gibi davrandıklarını fark etmeden, onunla oyun oynamak istememişler.

Boz tüylü yavru bu duruma çok üzülüyormuş. Kendi kendine, “Neden onlar gibi sapsarı ve minik değilim ki?” diye düşünüp ağlıyormuş. Anne ördek ise ona her zaman sevgiyle sarılır, “Herkesin kendine has bir güzelliği ve gücü vardır. Dış görünüşümüz bizi biz yapan şeyin sadece küçük bir parçasıdır,” dermiş.
Günlerden bir gün, yavrular göletin sığ kısımlarında neşeyle yüzerken, aniden çıkan sert bir rüzgar göletin sularını dalgalandırmış. Sapsarı, minik ördek yavrularından biri akıntıya kapılıp derin sulara doğru sürüklenmeye başlamış. “İmdat! Yüzemiyorum, su çok hızlı!” diye bağırmış minik yavru.
Diğer yavrular çok korkmuş, hiçbiri suya atlamaya cesaret edememiş çünkü minik ayakları o dalgalara karşı koymak için yeterli değilmiş. İşte o an, boz tüylü yavru hiç düşünmeden derin sulara atlamış. O beğenilmeyen kocaman ayakları sayesinde akıntıya karşı o kadar güçlü ve hızlı yüzmüş ki, saniyeler içinde kardeşinin yanına ulaşıp onu sırtına almış. Güçlü ayaklarını bir kürek gibi kullanarak onu güvenle kıyıya, annelerinin yanına geri getirmiş.
Bütün ördekler boz tüylü yavrunun bu cesaretine ve gücüne hayran kalmışlar. Kurtarılan minik yavru, “Hayatımı kurtardın! Kocaman ayakların olmasaydı ne yapardım? Farklı olman meğer ne kadar harika bir şeymiş,” diyerek ona sevgiyle sarılmış.
O günden sonra göletteki hiçbir yavru bir daha kimseyle dış görünüşü yüzünden alay etmemiş. Herkes asıl önemli olanın farklılıkları kucaklamak ve kocaman, yardımsever bir kalbe sahip olmak olduğunu anlamış.
Zaman geçmiş, boz tüylü yavru büyümüş. Tıpkı o eski masallardaki gibi dünyanın en güzel, en zarif kuğularından birine dönüşmüş. Ama göletteki arkadaşları onu bembeyaz tüyleri için değil, her zaman yanlarında olan, cesur ve iyi kalpli dostları olduğu için sevmeye devam etmişler.
Gökten üç elma düşmüş; biri farklılıklarıyla dünyaya renk katanların başına, biri dış görünüşe değil kalbe bakanların başına, diğeri de bu masalı dinleyen tüm güzel çocukların başına!