
Masalı sesli dinleyin:
Derin mavi denizlerin kıyısında, altın sarısı kumsalı olan şirin bir sahil kasabasında Can adında bir çocuk yaşardı. Can dokuz yaşındaydı. Kumdan dev şatolar yapmaya, renkli deniz kabukları toplamaya ve sahilde koşuşturmaya bayılırdı. Ancak iş denize girmeye gelince işler değişirdi. Can sadece dizlerine kadar suya girer, daha ileri gitmekten çok korkardı. Arkadaşları denizin içinde gümüş balıklar gibi süzülür, neşeyle birbirleriyle yarışırken, o kenarda oturup onları hüzünle izlerdi. İçinden hep, “Ya ayaklarım yere değmezse? Ya suyun içinde batarsam?” diye geçirirdi. Su ona koca ve ürkütücü bir bilinmezlik gibi gelirdi.
Güneşli ve pırıl pırıl bir yaz sabahı, Can yine kıyıda oturmuş ayak parmaklarıyla kumu eşelerken iç çekerek denize bakıyordu. O sırada suyun yüzeyinde, güneş ışığıyla parlayan pürüzsüz bir yüzgeç belirdi. Bu, denizlerin en sevimli, en bilge yunusu Maviş’ti! Maviş, sığ sulara doğru zarifçe yüzüp başını sudan çıkardı ve Can’a bakarak gülümsedi.
“Merhaba Can!” dedi Maviş neşeli, ıslık gibi bir sesle. “Bugün su serin ve harika, neden sen de arkadaşlarına katılıp bu güzelliğin tadını çıkarmıyorsun?”
Can başını öne eğdi. “Ben yüzme bilmiyorum Maviş. Suyun beni taşıyabileceğine inanmıyorum. Ayaklarım kumu hissetmeyince çok korkuyorum, kalbim hızla çarpıyor.”
Maviş şefkatle ona baktı. “Deniz, ona güvenen herkesi kucaklar Can. Su senin düşmanın değil, seni destekleyen bir arkadaşındır. Yüzmenin sırrı sadece nefes almak, rahatlamak ve bedeni serbest bırakmaktır. Gel, sana denizin sihrini öğreteyim.”
Can biraz tereddüt etse de Maviş’in güven veren sözlerinden cesaret alarak yavaşça suya girdi. Su göğsüne kadar geldiğinde durdu. Maviş ona ilk kuralı söyledi: “Şimdi derin bir nefes al, yanaklarını kocaman şişir ve yüzünü suya daldırıp ağzından yavaşça baloncuklar çıkar.”
Can denileni yaptı. Suya eğildi ve üfledi. Bloop, bloop, bloop! Suyun altında baloncuklar çıkarmak onu kıkırdatmıştı; korkusu biraz olsun hafifledi.

“Harika gidiyorsun!” dedi Maviş heyecanla. “Şimdi kollarını kocaman bir denizyıldızı gibi iki yana aç. Derin bir nefes al, ciğerlerini havayla doldur. Ardından ayaklarını yerden yavaşça kes ve kendini suyun kollarına bırak. Korkma, ben tam yanındayım.”
Can tüm cesaretini topladı. Derin bir nefes aldı ve ayaklarını kumdan kesti. Gözlerini sımsıkı kapatmıştı ama beklediği gibi batmadı! İçindeki hava ve suyun kaldırma kuvveti onu sihirli bir yastık gibi yüzeyde tutuyordu.
“Şimdi bacaklarını ritmikçe çırp bakalım! Kollarınla da suyu geriye doğru çek!” diye seslendi bilge yunus.
Can bacaklarını çırpmaya, kollarını suyu itmek için kullanmaya başladı. Gözlerini açtığında kıyıdan uzaklaştığını ve suyun üzerinde kendi başına ilerlediğini fark etti. Başarmıştı! Yüzüyordu! İçindeki o büyük korku tamamen uçup gitmiş, yerini tarifsiz bir özgürlük ve başarma hissi almıştı.
“Teşekkür ederim Maviş! Ben de yüzüyorum!” diye bağırdı neşeyle. Maviş havaya sıçrayıp etrafa sular saçarak onun bu zaferini kutladı. Can, o günden sonra korkularını sulara gömdü ve denizin, özgürlüğün tadını doyasıya çıkardı.
