
Masalı sesli dinleyin:
Baharın en güzel, en güneşli günlerinden biriydi. Gökyüzünde pamuk gibi beyaz bulutlar süzülüyor, ağaçlardaki kuşlar neşeyle şarkılar söylüyordu. Altı yaşındaki Elif’in kalbi ise minik bir serçe gibi pır pır ediyordu. Çünkü bugün çok ama çok özel bir gündü. Elif, arkasında iki küçük destek tekerleği olan eski bisikletiyle vedalaşmış, ona hediye edilen kıpkırmızı, yepyeni, iki tekerlekli bisikletine kavuşmuştu. Bisikletinin rengi o kadar parlaktı ki, Elif ona “Kiraz” adını vermişti. Kiraz çok güzeldi, zili “çın çın” diye harika ses çıkarıyordu ama iki tekerlek üzerinde dengede durmak Elif’e kocaman bir dağa tırmanmak kadar zor ve ürkütücü geliyordu.
Babası yüzünde sıcacık bir gülümsemeyle yanına geldi ve üzerinde sarı yıldız desenleri olan pembe kaskını Elif’in başına dikkatlice taktı. “Hazır mısın bakalım benim cesur kızım?” diye sordu. Elif başını usulca salladı ama küçük elleri direksiyonu sıkıca tutarken hafifçe titriyordu. “Baba, ya dengemi kaybedip düşersem? Ya Kiraz beni taşıyamazsa?” dedi endişeli bir sesle.
Babası onun hizasına gelmek için dizlerinin üzerine çöktü ve ellerini tuttu. “Düşmek, yeni bir şey öğrenmenin en doğal parçasıdır tatlım,” dedi yumuşacık bir sesle. “Ama ben senin tam arkandayım. Seni sımsıkı tutacağım. Senin görevin sadece karşıya bakmak ve pes etmeden pedalları çevirmek. Anlaştık mı?” Elif derin bir nefes aldı ve “Anlaştık!” dedi.
Birlikte evlerinin yanındaki büyük, yemyeşil parka gittiler. Parkın yolları dümdüz ve bisiklet sürmek için harikaydı. Elif, Kiraz’ın selesine yerleşti. Babası bisikleti tam arkasından, selenin altından iki eliyle sıkıca tuttu. “Şimdi,” dedi babası, “Gözlerini karşıdaki kocaman çınar ağacından ayırma. Bir, iki, üç… Çevir pedalları!”
Elif sağ ayağıyla pedala güçlüce bastı, ardından sol ayağıyla. Bisiklet önce biraz sağa, sonra biraz sola yalpaladı. Elif korkuyla, “Bırakma baba, sakın bırakma!” diye bağırdı. Babası, “Buradayım, seni tutuyorum! Harika gidiyorsun! Sadece karşıya bak, kollarını dik tut,” diyerek arkasından koşuyor ve ona cesaret veriyordu.
Birkaç denemeden sonra Elif’in korkusu yavaş yavaş azalmaya başladı. Pedalları daha hızlı, daha ritmik çeviriyordu. Rüzgar yanaklarını serinletirken kendini çok güçlü hissetti. Neşeyle “Çın çın!” diye zilini çaldı. Babasının sesi bu kez biraz daha geriden, nefes nefese geliyordu: “Harikasın Elif, sakın durma, kuşlar gibi uçuyorsun!”

Elif, babasının kendisini hala sıkıca tuttuğuna o kadar emindi ki… Ama babası çoktan ellerini seleden çekmişti! Elif rüzgarın sesini dinlerken bir an göz ucuyla arkasına baktı. Babası tam on adım geride durmuş, kollarını havaya kaldırmış ve sevinçle ona gülümsüyordu.
“Tek başıma sürüyorum! Baba bak, kendim sürüyorum!” diye sevinç çığlıkları attı Elif. Dengesini hiç kaybetmeden, parkın sonundaki papatyalara kadar sürmeyi başardı. Sonra babasının öğrettiği gibi frenleri yavaşça sıkarak durdu.
Babası koşarak yanına geldi ve onu kucaklayıp havada döndürdü. “Gördün mü benim şampiyon kızım? Cesaretin ve inancın sayesinde başardın!” dedi gururla. Elif, kırmızı bisikleti Kiraz’a sevgiyle sarıldı. Artık iki tekerlekli bisiklet sürmek korkutucu bir dağ değil, dünyanın en eğlenceli oyunuydu.